27 Aralık 2009 Pazar
Naci Şensoy
Fenerbahçe'de Veselinoviç ve Rıdvan Dilmen'in yardımcılığını yapan ve Altay'da Yesiç'le birlikte çalışan Naci Şensoy'u bizim memlekette kaç kişi tanıyor bilemiyorum ama Bulgaristan ve Azerbeycan'da saygıyla söz ediliyor kendisinden... Azerbaycan'ın Turan takımını kendisinden daha büyük bütçeli takımlar arasından sıyırarak üst sıralara taşıyan Naci Hoca, Azerbaycan Futbol Federasyonu başkanı tarafından milli takımın başına geçmesi için iki kez teklif alır ama şartlar oldukça zordur: hem Turan'ı çalıştır, hem de Bakü'deki milli takımı... Bu koşullarda ulusal takımda görev almaz ve Turan'ın hocalığına devam eder ama Azerbayca'daki şike olaylarını ve hakemlerin maç satmalarını açık açık dile getirdikten sonra "doğru smyleyeni dokuz köyden kovarlar" misali Azerbaycan'da çalışması yasaklanır. Memlekete dönen Naci Şensoy, kendisi gibi Yugoslav göçmeni olan Saffet Sancaklı'nın satın aldığı İstanbulspor'da göreve başlar,alt liglerde adından söz ettirir, bir kaç başarısız sonuç sonrası"Türkiye'nin teknik direktör değiştirme" sevdasının kurbanı olarak, amatör Yeni Bosnaspor'u çalıştırır ve Bulgaristan'a adım atarak Belasitza ile anlaşır. Oradaki performansı sonrası Pirin Blagoevgrad'a geçen Naci hoca takıma Bulgaristan kupasında final oynatır ve Azerilerden sonra Bulgarların da sempatisini kazanır. Bizim "diyarlarda" ne futbolcu transfer ederken ne de antrenör ararken sağlam bir "arama tarama" faaliyeti yapılmadığı için, kimse komşudaki Türk antrenörü görmez ve Süper Ligte takım çalıştırmak istese de Naci hoca, mecburen Bulgaristan'da Vihren takımıyla anlaşır. İkinci ligde aldığı takımı tekrar birinci lige çıkarma gayesindeki hoca, ilk devre sonunda üçüncü sıradayken ve yükselme şansları bulunmasına rağmen, "ateşten gömlek" giyerek Bulgaristan birinci liginde oynadığı 15 maçta 9 puan toplayıp, 16 takımlı ligte 15. sırada yer alan Lokomotiv Plovdiv ile anlaşır. Bu transferin nedeni sorulduğunda ise "Plovdiv şehrini seviyorum, Plovdiv halkı da futbolu seviyor. Benim için güzel bir macera olacak" diye açıklar Naci Şensoy, takımı küme düşmekten kurtaracağına da oldukça emin... Hala aynı "kaşar" hocalarda ısrar etmekte olan Türk kulüplerine duyurulur...
Galatasaray SK Üyeliği
Galatasaray Spor Kulübüne dün 583 yeni üye kabul edilmiş ve bunların üyelik kartları bir törenle kendilerine teslim edilmiş. Ligin arasını fırsat bilen başkan Adnan Polat da ses tellerinden dolayı ameliyat olmuştu, umarım sadece ses telleridir, sigarayla alakalı kötü bir durum yoktur ortada. Operasyon geçirmesine rağmen konuşma yapmasa da kulübün başkanı olarak Adnan Polat kalkıp törene katılırken, Galatasaray Spor Kulübüne asil üyelik belgelerini alacak olan Hakan Şükür, Bülent Korkmaz, Ümit Davala, Arif Erdem, Ergün Penbe, Hakan Ünsal, Hasan Şaş, Tugay Kerimoğlu ve Vedat İnceefe orada bulunmamışlar... Sadece onlar mı, kartlarına GS Üyesi yazdırma "egosundaki" bir çok kodaman" da orada yoktur... Bana garip gelen eski topçuların, burda belirtilidği gibi bir ton dökümantasyon işlemi yapıp, sonra da belgeyi almaya gelmemesi... Hadi Tugay'ı anlıyorum, İngiltere'dedir belki, Bülent Hoca da Azerbeycan'da idmanda, Vedat sırra kadem bastı ama ya diğerleri? Arif İstanbul Beldiyespor'da, kampta mı acaba, zannetmiyorum ama öyle olsa da Abdullah Avcı yarın NTV'nin canlı yayınına çıkacak, yardımcısı da sertifikasını almaya gelebilir, ya Hasan Şaş nerede, cuma akşamları halı saha maçına çıkıyor Florya'da, İstanbul dışında olabilir mi? İki spor yazarı Hakan Şükür ve Hakan Ünsal, "Christmas" tatilinde mi? Bir çok insan kulübe üye olabilmek için neler neler vermezken, kendilerine en "kıyak" şekilde üyelik verilen bu eski futbolcularımız neden bu kadar duyarsız? Bu üyelik işlerini araştırıken, Arda Turan'ın da Galatasaray Spor Kulübüne üye olmak istediğine rastladım, eski parayla 10 milyar yatırması lazımmış kaptanın. Onun için çok para mı diyen olacaktır ama kimler nasıl üye olabiliyora baktığımızda gözlerini Florya'da açmış, top toplamış, hatta forma için yeri gelmiş dövüşmüş, A takıma kaptan olmuş Arda'nın üye olma bedeli "birazcık" pahalı değil mi... Buyrun kararı siz verin:
Galatasaray Lisesi mezunu Fenerbahçeli Mehmet Demirkol'un uye olması 600 lira,
Demirkol'un muhtemelen Fenerbahçeli çocuklarının kulübe üyeliği 2.500 lira,
Üyelik belgesini almaya gelmeye zahmet edemeyen Hakan Ünsal 1.250 lira
Çocukluğundan beri Galatasaray havası solumuş ve şimdiki kaptan Arda'nın üye olması 10.000 lira
Hayatına Galatasaray'ı merkez yapmış, iç dış maç kaçırmayan bir taraftarın üyeliği belirsiz...
Galatasaray Lisesi mezunu Fenerbahçeli Mehmet Demirkol'un uye olması 600 lira,
Demirkol'un muhtemelen Fenerbahçeli çocuklarının kulübe üyeliği 2.500 lira,
Üyelik belgesini almaya gelmeye zahmet edemeyen Hakan Ünsal 1.250 lira
Çocukluğundan beri Galatasaray havası solumuş ve şimdiki kaptan Arda'nın üye olması 10.000 lira
Hayatına Galatasaray'ı merkez yapmış, iç dış maç kaçırmayan bir taraftarın üyeliği belirsiz...
Penaltı Baskısı
"Antrenmanlarda penaltı çalışırken kale büyük ve kaleci de küçüktür ama iş Dünya Kupasını kazanmak için penaltı atmaya geldiğinde kale ufalabildiği kadar ufalırken, kaleci bir dev halini alır. Bu baskı altında da gol atmak oldukça zordur."
Fabio Capello İngiltere
Milli Takım Teknik Direktörü
Önemli turnuvalarda İngilizlerin penaltı kaçırma sorununu açıklarken
Fabio Capello İngiltere
Milli Takım Teknik Direktörü
Önemli turnuvalarda İngilizlerin penaltı kaçırma sorununu açıklarken
26 Aralık 2009 Cumartesi
Geleneksel Blog Temizliği
Senede bir yaptığımız blog temizliğine de bu haftanın maçsızlığını fırsat bilerek bugün el attık ve sağ taraftaki menüde yer alan ve Kasım ayı itibarı ile güncellenmeyen blogları sildik ki sık sık maillerle de kendilerini tanıtmamı isteyen arkadaşlara yer açılsın... Yan taraf biraz ferahladı, yer yer boşluklar var, oraları doldurmak isterseniz maille blogunuzun adresini bırakabilirsiniz. Bu arada temizlik yaparken fark ettim ki bu işe ilk başlayanlardan olup çeşitli sebeplerle blog işine son veren oldukça fazla arkadaş varmış, umarım bir gün geri dönerler, özledik kendilerini...
"Zamanımı Boşa Harcadığımı Hissediyorum"
"Ben bu görevi kabul ederken Beşiktaş alt yapısından genç yetenekleri A takıma çıkartabilmek ve Siyah Beyazlı takıma katkı sağlamak amacındaydım. A2 takımının başında bu sezon 16 maça çıktım ve Marmara Grubu'nda 43 puan ile lider olduk. Ancak bu genç ve başarılı oyunculara ilgi gösterilmiyor. Kendimizi sahipsiz hissediyoruz. Sezon başından bu yana profesyonel sözleşme imzalamak için bekleyen 6 oyuncumuz var. Bize gelip oyuncular ile ilgili bilgi soran da yok, bu oyuncuların durumları ve gelişimini merak eden de yok. Ben de zamanımı boşa harcağımı hissetmeye başladım ve görevimi bırakma kararı aldım."
Sergen Yalçın
Beşiktaşlı Eski Futbolcu
A2 Takımı çalıştırıcılığını bırakma kararını açıklarken
Sergen Yalçın
Beşiktaşlı Eski Futbolcu
A2 Takımı çalıştırıcılığını bırakma kararını açıklarken
Yabancı Madde
"We payed $400 for our tickets, if the refs are gonaa fuk it up, were gonna throw anything and everything." demiş dün gece Lakers maçına giden bir Amerikan vatandaşı... Yani, "Coni" diyor ki, biletlerimiz için 400 dolar ödedik ve eğer hakemler bizi "sevmek" isterlerse, biz de elimize geçirdiğimizi sahaya yollarız... Kızmamak lazım, hele hele hiç şaşırmamak lazım, böyle alıştırdınız siz milleti, bas parayı, al istediğini, bas parayı al dünyayı, adam da maçı kaybedince paramla değil mi deyip, hakemin kellesini istemiş...
Yukardaki Amerikalının cümlesine takıldık ama dün gece Lakers taraftarı sahaya köpükten imal "yumuşak" yabancı madde atmakta haklı, zira Shaq'ın Kobe'ye yaptıklarına ancak Amerikan futbolunda faul çalınmaz... Sevdiğim adamdır Kobe, maç sonunda yine taraftarın kalbini fetheden bir demeç vermiş ve demiş ki: "Sahaya bir şey atacaksanız, atın. Ama kimseyi incitmeyen yumuşak bir şey olsun."
Yukardaki Amerikalının cümlesine takıldık ama dün gece Lakers taraftarı sahaya köpükten imal "yumuşak" yabancı madde atmakta haklı, zira Shaq'ın Kobe'ye yaptıklarına ancak Amerikan futbolunda faul çalınmaz... Sevdiğim adamdır Kobe, maç sonunda yine taraftarın kalbini fetheden bir demeç vermiş ve demiş ki: "Sahaya bir şey atacaksanız, atın. Ama kimseyi incitmeyen yumuşak bir şey olsun."
Anne Yüreği
"Annem çok kahrımı çekti. Beni sürekli otobüsle dolmuşla antrenmana götürüp getirdi. Hatta anneme otobüste yer verirlerdi. Annem beni oturturdu. İnsanlar buna şaşırıyordu. Çok yoruluyordum ve sabah okula gideceğim. Annem bunları bildiği için bana yerini verirdi. Yorgunluktan uyuyakaldığımı biliyorum."
Serdar Özkan
Beşiktaş'lı Futbolcu
Annesinin vefakarlığını anlatırken
Serdar Özkan
Beşiktaş'lı Futbolcu
Annesinin vefakarlığını anlatırken
25 Aralık 2009 Cuma
Basın Yalan Yazıyor Şampiyon Olmayınca

Yukardaki manşet 6 Eylül 1950 tarihli Milliyet gazetesinden... Galatasaray, İngiltere'ye kampa gidiyor ve "sevgili" basınımız geçmişten günümüze süre gelen Galatasaray "sevgisini!?" yine saklayamıyor içinde ve döküyor kağıda. Baba Gündüz de hisli adam, hisleniyor tabii... Başlıkta ilk iki mısrasını aldığım tezahüratın sözleri acaba o günlerde mi sözylenmeye başlandı diye merak ediyor insan...
Basın yalan yazıyor
Şampiyon olmayınca
İçim rahat etmiyor
......................................
Barselona
Gezme-tozma:
1.gün
- Metroya binip Diagonal'de inin. Barselona'da ismini bolca duyacağınız mimar Gaudi'nin La Pedrera binasına gidin. İçeri giriş 10€. Vaktiniz ve paranız varsa girilebilirsiniz, çatısındaki mimari ve manzara güzel.

- Aşağıya sahil tarafına doğru mağazalara göz gezdirerek yürüyün, sağda Gaudi'nin bir başka eseri Casa Batllo'yu ve başka bir mimara ait Casa Amatler'i göreceksiniz. Her ikisine de giriş ücretli, bence değmez yola devam edin.
- Barselona'nın merkezi Catalunya Meydanına geleceksiniz. Fotoğraf çekip, çimler üzerine oturup kafa dinleyebilirsiniz.
- Sahile doğru yüremeye devam edin, Barselona'nın ana caddesi La Rambla'ya gireceksiniz. Cadde üzerinde bolca sokak çalgıcısı, amatör ressamlar ve türlü kılıklara girmiş insanlar var. Dükkanlardan hatıra eşyaları ve çakma Barca forması alanabilir. Pazarlık etmemezlik yapmayın.

- La Rambla'nın ortasına geldiğinizde sağda buranın pazarı olan La Boqueria'yı göreceksiniz. Buraya kesinlikle Barselona'da kaldığınız hergün yolunuzu denk getirmeye çalışın. Bizim pazarlardan farklı olarak yerinde atıştırmalar yapıp, ayaküstü yeme-içme yapabiliyorsunuz. Çeşit çeşit meyve suları, tatlılar, meyveler, şekerler, içkiler, tapas denilen meze, deniz mahsulleri ve kimi zaman atıştırmalıklardan kimi zaman ana yemekten oluşan tabaklar. Fiyatlar da Barselona'ya göre uygun.
.jpg)
- Tekrar La Rambla'ya çıkın, La Boqueria'nın karşı sokağına girin, 10 dakika kadar Jaume caddesine doğru yürüyüp Santa Maria Del Mar Basilikası'na gidin. Her köşede bulunan ayrı dini heykeller ve motiflerle içinde oldukça mistik bir hava var.
.jpg)
- Aşağıya doğru yürüyünce en sonunda sahile çıkmış olacaksınız. Hava da kararmışsa tam da vaktinde gelmişsiniz demektir. Barceloneta plajının başından ikiz kulelere doğru kumsalda yalın ayak yürüyün. Yol boyunca kumdan ilginç şekiller ve cisimler yapan insanlar göreceksiniz.
- İkiz kulelerin altında şehrin en ciks gece mekanları var. Fiyatlar oldukça uçuktur, dikkat edin. Yazın gittiyseniz 15€'ya -15 derecede paltonuzla Ica Bar'da içki içmek değişik bir tecrübe olacaktır.
2.gün
.jpg)
- Metroya binin Sagrada Familia durağında inin. Sagrada Familia mimar Gaudi'nin en büyük eseri. İnşaatı hala devam ediyor, 2030 yılında bitecekmiş. İnşaat devam etse de yapı oldukça etkileyici duruyor.
- Eserle ilgili daha net bilgi için bir audioguide almanızı tavsiye ederim. Özellikle inşai-mimari işlere ilgiliyseniz 2-3 saatinizi burada harcayacaksınız demektir. Binanın her köşesi size ayrı birşey anlatıyor, hele ki ağaç gibi dallanıp budaklanarak yükselen kolonların çatıda ormanı andıran bir atmosfer oluşturduğu orta kısım beni oldukça büyülemişti.

- Çıkışta metroya binip Paralel durağında inin, funiküler ile Parc de Montjuic'e çıkın. Teleferik ile Castell de Montjuic'e (Montjuic Kalesi) çıkabilirsiniz ama günlük metro kartları teleferikte geçmiyor, dolayısıyla otobüsü kullanmanızı tavsiye ederim.
- Kalede Barselona'nın iki yüzünü de görebilirsiniz. Bir taraf boylu boyunca Akdeniz mavisi diğer taraf şehrin betonarme yapısı.
- Aşağıya indikten sonra oraya yakın olan Olimpiyat köyüne gidip bizim Olimpiyat köyü ile orası arasında nasıl farklar olduğunu görebilirsiniz.
3.gün
- Yine metro ile L7'nin son durağı olan Av.Tibidabo'ya gidin. Oradan Plaça Funicular'e tramvay olduğu söylense de öyle birşeye rastlayamadık bir türlü, dolayısıyla siz fazla vakit kaybetmeyip otobüsü kullanın.
- Funiküler ile Tibidabo Dağı'na çıkın ve tüm şehri kucaklayacağınız manzaranın keyfini çıkarın. Funiküler dağa çıkmanın tek yolu ve yaz günleri 19.00-20.00 gibi, kış günleri 16.30'da bitiyor o yüzden geç saate bırakmayın yoksa bir sonraki gün tekrar gelmek zorunda kalırsınız bizim gibi.
- Dağda ayrıca bir de lunapark mevcut. Gözünü zirveye dikenler daha da yukarıdaki Torre de Collserola'ya da çıkabilir.
.jpg)
- Aşağı inin aynı yoldan metro durağına gittikten sonra Lesseps durağına gidin. Oradan Park Guell'e giden otobüslere binin.
.jpg)
- Park Guell yine Gaudi'nin eserlerinden biri. Girişinde Hansel ile Gratelin evini andıran evlerle karşılayıp, Barselona'nın simgesi mozaikten kerkentele ile devam ediyor. İçinde Gaudi'nin kaldığı ev de var, giriş ücretli size kalmış. Hava güzel ise bu büyük parkta dolaşmak tüm gününüzü alacaktır.

- Gezinizin tarihini Barselona'nın bir maçına denk getirmeye dikkat edin dememe gerek yok herhalde. Ne yapıp edip bir bilet bulup stadda maç izleyin, tamam stadın içini ve müzesini görmenizi sağlayan bir turistik gezi var ama hiçbirşey gerçeğinin yerini tutmaz.
.jpg)
Yeme-içme:
- Bar Boqueria : La Bouqueria içerisinde taburelerin üzerinde bizim kuzu şiş dahil her türlü et ve deniz mahsullerini yiyebileceğiniz buram buram doğallık ve salaşlık kokan bir tapas mekanı.
- Giovanni : El Gotic bölgesinde Cucurulla 2'de tam Plaza Cucurulla'nın köşesinde. Çeşit çeşit waffle, dondurma ve krep çeşitlerinden karmalar yapıp yemek üstüne tatlı keyfi yapabilirsiniz.
- Bella İstanbul : Bir restoranı Barceloneta metro durağının orada Joan de Borbo caddesinde, bir restoranı Sagrada Familia yakınında Carrer Industria 164'te. Avrupa'daki klasik Türk dönercilerine göre daha temiz ve çeşitli ev yemeklerinin bulunduğu bir mekan. Katalanlar gece dönüşü ayılmak için Bambi veya Kızılkayalar niyetine de kullanıyordu burayı.
- Pollo Rico : La Rambla'dan sahile inerken sağda Sant Pau sokağı 31 numara. Kapının önünde sıra oluyor genelde, tabure üzerinde bar tezgahında tam tavuk, patates, bira , hele bir de TVde maç varsa değmeyin keyfe. Bardaki eleman da hasta Barcalıydı 5 atacaz Madrid'e diyerek 5 euroya iddiaya girdi ama 1-0 ile idare edecek artık.
- Les Quinze Nits : La Rambla'dan sahile inerken solda katedralin olduğu sokağı devam edin Plaza del Rei'de. Akşam 8e kadar kafe , 8den sonra restaurant. Menüleri güzel, çok da pahalı değil, meşhur içecekleri sangria'yı burada deneyebilirsiniz.
- Mirablau : Tibidabo'ya çıkacağınız teleferiğin orada, Plaza Doctor Andreu 2. Cam kenarına oturup, özellikle gece gidip sangrianızı içerek şehrin ışıklarına bakarak muhabbetin gözüne vurabilirsiniz. Biraz tuzludur tahmin edeceğiniz gibi.
Yatma-kalkma:
- Residencia Erasmus : Lesseps metro durağına yürümeyle 5 dakika uzağında. Adından da anlaşılacağı gibi Erasmus için gelen öğrencilerin yoğunlukla kaldığı bir yer. Ama düşündüğünüz yurt ortamı kadar dağınık değil, temizliği hergün yapılıyor, çalışanlar iyi İngilizce biliyor, yeri merkezi, en büyük avantajı ücretsiz interneti olması. Ama yine de otel konforu yok, banyosu biraz ufak, romantizm amaçlı geziye çıkanlara tavsiye etmem. Biz kaldığımızda gecelik kişi başı 22€ idi.
- BSN Montjuic : Otelin hemen önünden geçen otobüsle 2 durak sonra Espanya metro durağına varabiliyorsunuz. 3 yıldızlı bir otel olmasına rağmen oldukça şık, odalar geniş, içerisinde mikrodalgalı mutfak ve balkonu bulunuyor. Kişibaşı 23€'ya kalmıştık, hem merkezi hem temiz hem de uygun fiyatlı.
Püf Noktaları:
- Hırsızlara dikkat! Barselona'da hırsızlık oranı oldukça yüksek, hemen her yerde cüzdanı kaptırabilirsiniz. İlk gün gece vakti tenha bir ortamda metrodan yürüyen merdivenle yukarı çıkarken, son kısımda öndeki adam bir şeyi yere düşürdü bilerek ve yürüyen merdiven üzerinde ayaklarını açarak geri geri gitmeye başladı. Haliyle merdiven ilerlediği için biz adama arkadan çarptık ve arkadan gelenler de bize çarpınca karambol ortamı oluştu. O arada Katalanın biri uyanıp yankesicilerin biriyle itişmeye başlamasaydı cüzdanı kaptırmıştık belki de. İstanbul'dakilerden farklı olarak bu tip tiyatral olaylar da yapabiliyorlar, aman dikkat diyorum tekrar.
- La Rambla üzerinde orjinalinin yarı fiyatına korsan ama çok dikkat etmezseniz orjinalinden ayırt edemeyeceğiniz Barcelona formaları bulabilirsiniz. Şahsen ben kendime orjinal aldım ama sipariş veren birkaç kişiye oradan aldım, farkı anlayamadılar. Pazarlık ile 30€ya kadar fiyatı indirebilirsiniz.
- Hediyelik eşya satan dükkanlarda çalışanların çoğu Türkçe anlıyor. O yüzden konuşurken dikkat edin ağzınızdan yanlış birşey çıkmasın.
- Barselona her ne kadar şehir olarak bir büyük şehir olsa da nüfusu sadece 1,5 milyon. Dolayısıyla özellikle turistin az olduğu bir zamanda geziyorsanız, insanların bu şehri tam olarak doldurmadıkları hissi oluşuyor. Mesela İstanbul'daki gibi bir cumartesi gecesi kalabalığını şehrin hiçbir yerinde bulacağınızı ümit etmeyin.
- Toplu ulaşım için 10,70 €'ya 2 günlük 15,20€'ya 3 günlük sınırsız bilet alabiliyorsunuz. Haftaiçleri gece 12den sonra metro ve kartınızın geçebileceği otobüs yok, o yüzden saatlerinizi ayarlayın, taksiye muhtaç olabilirsiniz.
Maske
Üniversitede aldığım sosyoloji dersi aklıma geldi birden bu fotoyu gördüğümde. Maske takan insanlar, maskesizlere göre daha saldırgandırlar demişti hoca... İnsan gerçek kimliğini gizlediğinde, içgüdüsel olarak hareket edebiliyormuş... Kulaklarını çınlattım gece gece... Bu resim de tam derslik... Sosyoloji 101 alan u/M okuru üniversiteli arkadaşlara hediyemiz olsun...
Sülalece Göztepeliyiz
"Bende büyük takım, küçük takım, ya da renk ayrımı yok. Formasını giydiğim kulüple bütünleşirim, başarısı için terimi son damlasına kadar akıtırım. Ben bir kulübe transfer olduğumda, (Çocukluğumdan beri bu takımın taraftarıyım) diyemem. Hangi takımı tuttuğum merak ediliyorsa, biz sülalece Göztepeliyiz. Gideceğim kulüpte de 35 numaralı formayı giymek isterim."
Cenk Gönen
Denizlispor Kalecisi
Beşiktaş'a transferi üzerine görüş bildirirken
Cenk Gönen
Denizlispor Kalecisi
Beşiktaş'a transferi üzerine görüş bildirirken
Arshavin Yılın Sporcusu
Her sene sonunda olduğu gibi yılın muhasebesi yapılmakta ve ülkelerin sportif alanlarda bir sene boyuncasergiledikleri iyi-kötü performanslar ortaya dökülmekte. Rusya'da da 2009 senesi içinde Rus pasaportu taşıyan sporcuların bir değerlendirmesi yapılmış ve senenin sporcusu ödülü Arsenalli Arshavin'e gitmiş. Andrei Arshavin birinciliği alırken, rekortmen atlet Yelena İsimbayeva ikinci, CSKA Moskova ve milli takımın kalecisi Akınfeev de üçüncülüğe layik görülmüş. Arshavin ödül gecesi yaptığı konuşmada da bir çok yabancı futbolcunun hislerine tercüman olmuş: "Premier lige gitmeden önce güçlü bir takımda oynarsan, işinin çok rahat olduğunu zannediyordum ama buraya gelince gördüm ki Burnley ya da Wolverhampton'la oysanız dahi, maç içinde nefes alacak vaktiniz yok"
Hayvansevermişim
"Antrenman tesislerinde bir keçinin kurban edildiğini gördükten sonra hayvansever olduğumu fark ettim. O andan sonra ne zaman masamda etli yemek olsa, hayvansever olduğumu hatırlarım."
Darius Vassell
Ankaragücü Futbolcusu
Blogunda duygularını dile getirirken
Darius Vassell
Ankaragücü Futbolcusu
Blogunda duygularını dile getirirken
24 Aralık 2009 Perşembe
Teknik Direktör Kovmada Avrupa Birincisi
Avrupa'nın büyük liglerine ilk yarı sonu itibarı ile bir göz attığımızda en fazla hoca değiştiren ülkenin İtalya olduğunu görüyoruz. Bu sezonun başından beri İtalya Seria A takımlarından 10 tane çalıştırıcının takımla ilişkileri kesilmiş. Peki kim bunlar:
Spalletti(Roma), Gregucci(Atalanta), Donadoni (Napoli), Ruotolo (Liverno), Papadopulu (Bologna), Giampaolo ve Baron (Siena), Zenga (Palermo), Atsori (Catania) ve son olarak da Udinese'yi çalıştıran Pasqualo Marino görevini bıraktı.
İtalyanlar hoca değiştirmeye meraklıyken, İngilizler de tam tersi tutucu, Premier Ligte ilk yarı itibarıyle sadece Portsmouth menajeri Paul Hart ile Manchester City menajeri Hughes görevinden ayrılmak zorunda kaldı....
Bizde ise bu sene hoca kıyımı eski yıllara göre daha az, 18 takımdan sadece 5inde teknik direktörler beğenilmeyip yollar ayrıldı. Siena örneğinde olduğu gibi Denizlispor Erhan Altın'la başladı, onu beğenmeyip Nurullah Sağlam'ı getirdi ama devre bitmeden Nurullah hocanın yerine de Hakan Kutlu yeşil-siyahlı kulübeye geçti... Ama en "bomba" yaratan değişiklik Bülent Uygun-Muhsin Ertuğral arasındaki görev devriydi...
Spalletti(Roma), Gregucci(Atalanta), Donadoni (Napoli), Ruotolo (Liverno), Papadopulu (Bologna), Giampaolo ve Baron (Siena), Zenga (Palermo), Atsori (Catania) ve son olarak da Udinese'yi çalıştıran Pasqualo Marino görevini bıraktı.
İtalyanlar hoca değiştirmeye meraklıyken, İngilizler de tam tersi tutucu, Premier Ligte ilk yarı itibarıyle sadece Portsmouth menajeri Paul Hart ile Manchester City menajeri Hughes görevinden ayrılmak zorunda kaldı....
Bizde ise bu sene hoca kıyımı eski yıllara göre daha az, 18 takımdan sadece 5inde teknik direktörler beğenilmeyip yollar ayrıldı. Siena örneğinde olduğu gibi Denizlispor Erhan Altın'la başladı, onu beğenmeyip Nurullah Sağlam'ı getirdi ama devre bitmeden Nurullah hocanın yerine de Hakan Kutlu yeşil-siyahlı kulübeye geçti... Ama en "bomba" yaratan değişiklik Bülent Uygun-Muhsin Ertuğral arasındaki görev devriydi...
Ajax 14'ledi... İyi Halt Etti...
N'oldu şimdi başınız göğe mi erdi. Bulmuşsunuz amatör takımı, attıkça golleri rekor denemesi yapmışsınız, maşallah 14 tane de gol kaydetme becerisi göstermişsiniz. iyi hoş çıktınız çeyrek finale, bakalım orada da bu gol bereketi devam edecek mi, yoksa bizden bu kadar mı diyeceksiniz...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
































