05 Kasım 2009 Perşembe

Ballack


04 Kasım 2009 Çarşamba

"Şapka Çıkarmak Lazım"



"Normalde şapka çıkarmak lazım. İki takıma da taktik verebilen bir hocanın dünya sıralamasında üst sıralarda olmalı. Benim için kolay değil. Karaman'ın meslektaşı hakkında konuşmasını kınıyorum. Hikmet Karaman Gençlerbirliği'ne iş başvurusunu göndersin"

Thomas Doll
Gençlerbirliği Teknik direktörü

Hikmet Karaman'ın Gençlerbirliği takımına da İlhan Cavcav vasıtasıyla taktik verdiği sorularını yanıtlarken

Saba Teyze



"O otelde Fatih Terim falan oturduk. O sırada Arda geldi. O da böyle havalı havalı geldi. Bu böyle havalı gelince dedim 'Sen malzemeci misin?', o da bana 'değilim SABA TEYZE' dedi"

Saba Tümer
Program Sunucusu

Arda Turan ile tanışmalarını anlatırken

Taraftar In Futbolcu Out





Kocaelispor'lu futbolcuların paralarını alamadıkları gerekçesiyle idmana çıkmaması sonrası Hodri Meydan grubundan taraftarlar almışlar topu, futbol öyle oynanmaz böyle oynanır demişler futbolculara.. Şimdilik tepki Başkana yapılmış ama takım Bank Asya'dan düşme tehlikesini son haftalara doğru yaşamaya devam ederse, o taraftarlar o tesislere sadece top oynamaya gelmezler, benden söylemesi...

Şampiyonlar Ligi Salı -4-


Üçlüklerin atıldığı B grubuyla başlayalım bugünkü yazıya, tabii televizyondan naklen izlediğimiz Beşiktaş maçı öncelikli olarak. Almanya'da iyi savunma yapıp, kafalardaki "Beşiktaş zaten kötü, yenilecek" ön yargısını kırararak 1 puanla memlekete dönen Mustafa Denizli'nin takımı, dün gece için ümitlenmişti Wolfsburg maçına, hatta gruptan çıkma hesapları dahi yapıyordu bir çok Beşiktaşlı dost. Ligte de alınan bir farklı galibiyetler takımın üzerindeki esmer bulutları dağıtmış, Şampiyonlar ligi karnesi hiç te parlak olmayan Mustafa Hoca bile Federasyona sitem ediyordu lig maçlarını ileri tarihe almadıkları için. Bu atmosferde çıktıkları Wolfsburg maçında hiç te hesap etmedikleri bir rakip buluverdiler karşılarında kara kartallar. Alman kurtlar, 15 dakika abluka altına Hakan'ın kalesini ve istedikleri golü de buldular Misimoviç ile. Hakan demişken, hep iddia etmişimdir, hep de karşıma itiraz eden çıkmıştır Hakan'ın kaleciği hakkında, yine söylüyorum Hakan büyük takım kalecisi değil... Dün onun topları tutmaktan aciz olduğunu gören rakip forvetler mesafe tanımadan vurdular kaleye, ilk golde o şutun atılması cesaretini veren kişi Hakan'dır... Golü yiyen Beşiktaş, zaten rakip kaleye gidecek hali yoktu, cılız ve "şans" ataklarıyla beraberlik aradı ama istediğini bulamadı... Devre sonrası yine etkinliğini koydu misafir takım, Mustafa Hoca değişiklikler yaptı ama o baskıyı oluşturamadı Kartal ve sonlara doğru da bitirici darbeyi vurdular Wolfsburglular, bu çileyi sonlandırdılar Beşiktaş için... Yine desibel rekorlarını zorlayan taraftar da Denizli maçında olduğu gibi yine yönetime yüklenerek noktaladı maçı...
Grubun diğer maçında da Alex Ferguson hiç beklemediği bir CSKA ile karşıladı, 3-1 yenik götürdüğü maçta az kalsın da puansız ayrılacaktı ama Valencia'nın 90+2 de vurduğu top Rus defançıya çarpınca Akinfeev baka kaldı topa ve puanlar paylaşıldı... Artık grubta bazı şeyler şekillendi gibi, Ruslar içerde Wolfsburg'a kaybederse Beşiktaş ve CSKA İnönü'de Avrupa ligi mücadelesi verecekler, Manchester gruptan lider çıkar gibi, Almanya'ya kalmaz son hesap...
A grubuna dönersek, Fransa'da kaybeden Bayern, iç sahada da kaybedince Bordeaux'a gruptan çıkma işini tehlikeye attı. Bu hafta İtalya liginde 2-0'dan 3-2 ile Napoli'ye kaybeden Juventus ile İsrail'de Camoranesi'nin golüyle "bir attı üç kaptı"...
C grubunda ise bu sene transfer yapamayıp, elindekileri de yolayan, hem ligte hem de şampiyonlar liginde serseri mayın gibi bir kaybedip bir kazanan Milan, İspanya'da yendiği Real Madrid ile kendi sahasında ilk yarıda attıkları karşılıklı gollerle 1-1 berabere kaldı...Bu puanlar iki takımı zirvede tutarken, onların ilk iki içindeki yerlerine göz diken Marsilya Zürih'e yarım düzüne gol attı...
Chelsea ve Porto'nun domine ettiği D grubunda, Porto, Apoel deplasmanından 1-0 ile dönerken, İspanya liginde zor günler yaşayan Atletico Madrid, önde götürdüğü ve belki de taraftarlarıyla barışacağı karşılaşmada son 10 dakikada yediği golerle Chelsea'ye 3 puan verecekti ki Agüero 90+21de 1 puanı kapan golü kaydetti...


A Grubu:
Bayern Münih:0-2:Bordeaux
Goller: Gourcuff 37', Chamakh 90'
Maccabi Haifa:0-1:Juventus
Gol: Camoranesi 45+2'

B Grubu:
Beşiktaş:0-3:Wolfsburg
Goller: Misimovic 14', Gentner 80', Dzeko 87'
Manchester united:3-3:CSKA Moskova
Goller: Oven 29', Scholes 84', Valencia 90+2'/ Dzagoev 25',Krasic 31', Berezutski 47'

C Grubu:
Milan:1-1:Real Madrid
Goller:Ronaldinho 35'/Benzema 29'
Marsilya:6-1:Zürih
Goller:Aegerter 3'(kk), Abrial 11', Niang 51', Hilton 80', Cheyrou 87',Brandao 90'/Alphonse 31'

D Grubu:
Apoel:0-1:Porto
Gol: Falcao 84'
Atletico Madrid:2-2:Chelsea
Goller: Agüero 66'&90+1' / Drogba 82'&88'

03 Kasım 2009 Salı

Litex:2-0.CSKA Sofya



Bulgaristan'da 11. hafta oynanırken liderlik tahtını yakından ilgilendiren maçta Litex Lovech kendi seyircisi önünde CSKA'yı 2-0 ile geçerek bir maç eksikle ikinciliğe yerleşirken, ÇSKA ise üçüncü sıraya geriledi. .. Maçın gollerini 10. dakikada Niflore ve 72. dakikada Yanev kaydetti. CSKA'nın kaybettiği haftada Çernomorets de kaybetmesine rağmen zirvedeki yerini korurken bu hafta yine heyecan dolu bir karşılaşmaya sahen olacak Bulgaristan A grupa: Çernomorets-Litex... Basel maçı yorgunu CSKA Sofya ise başkent derbisinde Slavia Sofya ile paylaşacak kozlarını... Bu arada hem ligte büyük bir düşüş yaşauan, hem de Avrupa liginde son sırada yer alan CSKA'lı topçular, Perşembe günkü maça hazırlanırken kimliği belirsizi kişiler tarafından bugün saldırıya maruz kaldılar ve bir çok futbolcu tartaklandı. Kulübün resmi sitesinden bir kaç dakika önce yapılan açıklamaya göre, şiddetle hiç bir meselenin çözümlenmeyeceği ve suçluların bir an önce adalet önüne çıkarılacağı belirtildi...

Taze Baba Rooney



Wayne Rooney, eşi Coolen Rooney ve daha 1 günlük bebekleri Kai Wayne Rooney hastaneden çıkarken...
Ufaklık analı babalı büyüsün diyelim...
Artık kafasını maçlara daha iyi verir Manchesterli oyuncu...
Umarım Beşiktaş'a patlamaz...

"Odam Kireç Tutmuyor"

Teksas'ın dinlemekten asla sıkılmadığım müthiş bestesi... Bir de Antalya'da söylemişler... Bursa'da kapalı kalede daha bir coşkulu oluyor, bilmeyenlere hatırlatalım...

video

Odam kireç tutmuyor
Kumunu karmayınca
Sevda baştan gitmiyor
Kartala koymayınca

Seninleyiz her yerde
Ankara'da İzmir'de
Bursaspor aşkıyla
Hazırızı biz ölmeye

Teksaslıyız ezelden
Eğilmez hiç başımız
Yeşille beyaz olsun
Bizim mezar taşımız

Haftaiçi Şifresiz Maçlar




3 Kasım Salı
21.45 Beşiktaş-Wolfsburg/ Star TV
21.45 Milan-Real Madrid / Lider TV
21.45 Bayern Münih-Bordeaux/ Rustavi 2

4 Kasım Çarşamba
13:00 FC Baki-Bakili/Az TV
19.30 Rubin Kazan-Barcelona/Star TV
20.00 Türkiye-B.A.E/TRT3
21.45 Lyon-Liverpool/Lider Tv-Rustavi2-Star TV


5 Kasım Perşembe
20.00 Dinamo Bükreş-Galatasaray/İctimai TV
22.05 Fenerbahçe-Steaua Bükreş/Star TV-İctimai TV

02 Kasım 2009 Pazartesi

Akıllı Ol Lan!



"Akıllı ol lan!"

Ahmet Çakar'dan daha etkili söyledikleri kesin...

01 Kasım 2009 Pazar

Galatasaray:2-0:Sivasspor



Fenerbahçe maçlarından sonra en sevdiğim maçlardır Sami Yen'de Galatasaray'ın oynadığı karşılaşmalar, galipsek sağlam tezahürat olur, mağlup olduğumuzda ise "gerçek taraftarla" berabersindir. Son 10 yıldır da Galatasaray'da Kadıköy'den mağlup dönünce, ertesi hafta bilet sıkıntısı yaşanmaz, "laylaycılar" takıma küser, vefakar taraftar gelir ve sağlam tezahürat olur, ayne bugün olduğu gibi... Sezon başından beri yazıyordum, Galatasaray'ın en büyük düşmanı, "kayıtsız şartsız 3-4 gollü galibiyet görmek için gelen seyircileridir" diye, zira goller gecikince uğultu başlar, yanlış pasta ahlar vahlar yankılanır Sami Yen tribünlerinde. Bugün, hem Fenerbahçe maçının moral bozukluğu, hem de soğuk hava uzak tuttu bu tipleri Galatasaray maçından, iyi de oldu... Gelenler de bolca kulaklarını çınalttılar Hürriyet Gazetesinin ve müstakbel Spor Koordinatörü Ercan Saatçi'nin...

Sakat ve cezalıların bolluğunda Rijkaard, yine sistemini değiştirmemiş, 4-3-3'e uygun olarak kalede Franco, bir hafta evvelin eleştirilen defans dörtlüsü (Sabri-Gökhan-Servet-Hakan), orta sahada birbirinin benzeri Mustafa-Mehmet-barış ve ilerde de Arda-Nonda-Kewell formatıyla sürmüştü takımını sahaya. Hatta, maçın ikinci yarısında, Nonda'yı çıkarttığında bile 4 oyuncunun yerini değiştirdi ama formasyonu bozmadı. Ben bu işlere pek kafa takmam ama takanlara buradan seslenmek isterim: Beğenseniz de beğenmeseniz de Rijkaard'ın sistemi bu, takımın başındaki hoca da kendisi olduğundan bize sadece kabul etmek düşer... İtirazı olan, alır teknik direktörlük sertifikasını, doldururu CV'sini yollar Galatasaray kulübüne...

Soğuk hava ve ara ara yağan yağmura rağmen içimizi ısıtan bir hırs ve süratle başladı Galatasaray oyuna. Daha 2. dakikada golü bulacaktı sarı-kırmızılı takım ama Nonda beceriksiz çıktı, fakat yılmadılar, oynatmadılar Sivasspor'u, hata Franco soğuktan dondu desek ilk 15-20 dakikada yeri var ve bu azmin sonucunu da estetik mi desem, şans mı desem, defans hatası mı desem bir pozisyonda Nonda ile buldu. Erken gol zaten beraberlik için gelmiş Sivas'ı oyundan düşürürken, hakimiyet tamamen Galatasaray'a geçti, bir kanatta arda bir diğerinde Kewell ile gelmeye uğraş verdi Galatasaray ve bir çok da pozisyon yakaladı... Devre böyle bitecek derken, Petkovic'in topu gereğinden fazla elinde tutması sonrası kazanılan "endirek" serbest vuruşta Kewell bir vurdu, topu ancak ağlarda görebildi izleyenler... Sonrası malum, Sivas'lıların gereksiz itirazları...İkinci devre havanın daha da soğuması, yağmurun şiddetini arttırması ile sahanın da ağırlaşması sonrası daha ortada geçti. Galatasaray özellikle Arda ile pozisyonlar buldu ama son vuruşta beceriksiz davrandı ev sahibi oyuncular... Dakikalar ilerledikçe de yaklaşan maçları düşünen Rijkaard, Nonda, Arda ve Barış'ı çıkararak, skoru korumak istedi ve bu amacında da başarılı oldu...

Fenerbahçe maçı sonrası gerek basında, gerek televizyonda, gerekse internet alemlerinde mağlubiyetin faturası maç öncesi rakip oyuncu ile tartışan Arda'ya yazılmış, belli ki bu eleştirile genç oyuncunun moralini bozmuş. Buca maçını izleme şansım olmadı ama Hıncal Uluç'un da mektubunda yazdığı gibi o gün de oldukça moralsizmiş genç kaptan... Bugün de yakından izleme şansım oldu, Arda'nın eski neşesi ve hırsını göremedim. Gerçi Rijkaard ayak üstü verdiği demecinde oyuncusundan memnun olduğunu dile getirse de biz o sempatik Arda'yı istiyoruz. Tuna Kiremtçi ya da Hıncal Uluç gibi uzun mektuplar yazamayacağım ama ben de buradan seslenmek isterim Arda'ya:
Sevgili Arda,
Galatasaray camiası içinde çocukluktan bugüne kadar hayatının büyük çoğunluğunu geçirmiş biri olarak sen bizi iyi bilirsin, biz de seni tanırız. Biz, formasını seven, onu ıslatan, arma için savaşan oyuncuları asla yarı yolda bırakmayız... Kim ne derse desin, kim ne yazarsa yazsın, bil ki bu taraftar her zaman Arda Turan için tezahürat yapacak, onu destekleyecektir... 'Başarılar gelir geçer, asaletin bize yeter' sloganını boş yere söylemiyoruz gırtlaklar yırtılırcasına, çok mu umrumuzda alınan üç puanlar, kaybedilen kupalar, vefadır Galatasaray taraftarını büyük yapan, vefalı olmayı övünç sayarız kendimizden bahsederken... Bunları sen de bizim kadar biliyorsun, sen de bizim kadar Galatasaray'lısın zira... Sen de bizim kadar galip gelmek istedin Kadıköy'de, onu da biliyoruz, bizim de maç sonu keyfimiz kaçtı, senin de, ama bugün Sami Yen'e gelen taraftar şampiyonluk şarkıları söyledi, mayıs ayını düşündü, senin kaldıracağın kupayı hayal etti...
Haydi Arda, Haydi Kaptan...

Kaldır başını ufka, getir bize o kupayı bir sıcak mayıs akşamı...
Söyleyelim hep beraber Nevizade Gecelerini... Ama sessiz ve kederli değil, coşkulu ve sevinçli yürüyelim İstiklal Caddesinde...

Arda'ya mektup yazan yazana ama düne kadar "şamaroğlunu" haline getirilen Sabri'yi ise bugün bakıyorum da taraflı tarafsız herkes alkışlıyor. Adaşım olmasından ziyade, yaptığı mücadele ve Galatasaray sevgisinden dolayı hep desteklemişimdir Sabri Sarıoğlu'nu, yüzümüzü kara çıkarmadı... Şimdi internetin çeşitli ortamlarında birbirlerine kendilerince komik ve Sabri'yi hedef alan resim ve yazılar yollayanlar 55 numaraya alkış tutuyorlar... Futbol hayata ne kadar benziyor değil mi? Peki, biz neden destekledik hep Sabri'yi... Cevabı çok basit: Yaptığı kötü bir ortadan sonra görev yerine son sürat dönmesinden, kaptırdığı bir toptan sonra deli danalar gibi o topu alana kadar pres yapmasından... Endüstriyel futbola meydan okuyordu Sabri saha içinde verdiği amatörce mücadele ile... Okumaya da devam eder umarım...

"Deli dana" demişken takımın yeni delisi Mustafa'ya da buradan selam çakmayı bir borç bilirim... Futbolun en gerekli ama en görülmez yerinde oynamasına rağmen her maç hissettiriyor kendini Mustafa. O da Sabri gibi, topu alana kadar ciğerindeki son nefese kadar koşuyor, formasını terletmediği maç hatırlamıyorum. Yanlış pas atabilir, top kaptırabilir ama mühim olan sonrasıdır futbolda: Kötü topçu rakibe arkadan bakarken, iyi olan o hatasını telafi etmek için koşandır... Mustafa Sarp her maç bunu yapıyor, biz de böyle topçu istemiyor muyuz zaten?

Ve Kewell... Galatasaray forması o kadar yakışıyor ki... Sadece forma yakışmakla kalmıyor, topu kontrol edişi, pas atışı, sahadaki duruşu ile hep oynasa da hep izlesek dedirtiyor... Attığı gol de gösterdi ki, onun gibi topa düz ve isabetli vuran başka bir futbolcu yok ligimizde... Dünya futbolunda var mıdır, düşünmek lazım ama bir okçunun hedefe yayını yollaması gibi vuruyor toplara, dümdüz...

Hep bizden söz ettik, rakipten de bahsedersek Muhsin Hocanın maç sonu demeci fair play ödülüne laikti doğrusu. ne dedi hoca: "İtirazlar Türk futbolundan çıkmalı. Herkes hakeme yükleniyor, böyle şey olmaz. Futbolcu oyununa bakacak. Benim takımımda bundan sonra itiraz eden topçu olmayacak"... Dikkat edin, bunu söyleyen mağlup takımın hocası... 3 puanı Sivaslı topçular kaybetti ama hocası kazandı... Bülent uygun verdiği demeçlerle Yiğidoları ne kadar antipatik hale getirdiyse, Muhsin Hoca tekrar sevdirecek galiba Sivasspor'u Türk futbolseverlere...

Son olarak da kendimizce tuttuğmuz bir istatsitik vardı, hangi tribün kaç gol görecek diye: Bu maçta Eski Açık 2-0 mağlup etti Yeni Açık tribünü...



Stat: Ali Sami Yen
Hakemler: Bülent Yıldırım, Cem Satman, Muhittin Gürses
Galatasaray: Franco, Sabri, Gökhan, Servet, Hakan, Mehmet Topal, Mustafa, Barış (Dk. 76 Linderoth), Arda (Dk. 84 Serdar), Kewell, Nonda (Dk. 61 Uğur)
Sivasspor: Petkovic, Murat, Sedat, Yasin, Faruk (Dk. 77 Mbanangoye), İbrahim Dağaşan, Musa, Sezer (Dk. 38 Kamanan), Cihan, Erman, İbrahim Şahin (Dk. 67 Ferhat)
Goller: Dk. 11 Nonda, Dk. 45+1 Kewell (Galatasaray)
Sarı Kartlar: Dk. 43 İbrahim Dağaşan, Musa ve Sedat (Devre arası), Dk. 69 Yasin, Dk. 81 Ferhat (Sivasspor), Dk. 62 Hakan, Dk. 73 Mustafa, Dk. 76 Barış, 90+2 Sabri (Galatasaray)

Yunanistan Milli Takımı 2010 Forması



Yunanlılar play offlarda Ukrayna'yı geçebilirlerse yukardaki formayla mücadele edecekler Afrika'daki Dünya Kupasında... 4-5 post aşağıdaki Fransa formasıyla karşılaştırılınca, oldukça sönük kalıyor, öyle değil mi?

"İngilizce Önemli"



"Carlos bazen İngilizce konuşmaya çalışıyor ama çok zorlanıyor. Ben de İngiltere'ye geldiğimde İngilizce bilmiyordum ama hafta bir ders alarak İngilizcemi geliştirdim. Hem takım arkadaşlarımız ve menajer ile anlaşabilmek için hem de kendi geleceği için bana katılmalı. Zaten İngiltere'de yaşıyoruz ve bu ülkenin dilini bilmeliyiz."

Pablo Zabaleta
Manchester City'li Futbolcu

Vatandaşı Carlos Tevez'e tavsiyelerde bulunurken

Puma Ubiq








Bilekli ayakkabıları sevmem ama seveni muhakkak vardır. Şu alttaki iki model müthiş... Özellikle Puma'nın yeşil-beyazları daha bir ilgi çekici... Yine Bursasporlu arkadaşıma tavsiyemdir...

Maçları Bitirmek Gerek



Televizyonda futbol enflasyonun yaşandığı dün geceden çıkardığım bir sonuç var: maçları bitirmek gerekir... Hani basketbolda, son saniyeye, hatta saliselere kadar maçı kazanan ya da kaybeden belli olmaz ya, futbol da o hale geliyor gün ve gün... Cumartesi futbol ekranını Juventus-Napoli maçı ile açtık, öbür tarafta da Real Madrid ile Getafe oynuyordu... Bir yanım Galaktikos'un Pellegrini'ye ihanet edip etmeyeceğini merak ediyor, diğer yanım da De Sanctis'i seyretmek istiyordu, eski kalecimiz daha baskın çıktı ve Juve-Napoli maçında bıraktık kanalı, ara ara da Madrid'e uzatıyoruz mikrofonları skor ve dakika almak için, ama zaman su misali akarken skor hep aynı devam ediyordu o tarafta. Gol görmeden bitecek bir devreye "lanet ederken" Trezeguet golcülüğünü konuşturdu, De Sanctis sadece dokundu ve top ağlara gidiverdi. Pek hazetmem siyah-beyazlılardan, üzüldüm yenilen gole ve Madird'e döndüm tekrardan ama orada yoktu hiç hareket...

Bu maçların ilk yarılarını sonlandırıken, bizim çocukların Yeni Zellanda ile oynayacakları maça yönelttim kameraları... İlk iki maçı çeşitli sebeplerle izleyememiştik, bakalım dedik geleceğin milli takımı ne halde... Abdullah Ercan vardı başlarında, sanki maça çıkacak gibi de futbolcu şortu giymişti, garip geldi saha kenarındaki hocanın şortla takımı yönetmesi... Sonra Engin'i gösterdi yayıncı kuruluş, kaptanımızdı ama altında PSV yazıyordu oynadığı kulübün, bu yaşta transfer yapmadığına göre gurbetçiydi Engin, Türkiyedeki alt yapının ne içler acısı halde olduğunu da gözümüzün içine sokuyordu, kaptanımız bu ülkenin futbol okullarından çıkmamıştı. Merak ettim kaç tane gürbetçi var, kaç tane de bu topraklarda büyümüş genç var milli takımda, ama araştırmadım, bir bakmak lazım yazıyı bitirince... Zaten liderliği garantilemiş Türkiye, rahat oynadı, puan ve puanlar rakibe gerekti, oyunu biz kontrol ettik, bir de Engin'in güzel golü öne geçirdi milli takımı, daha da rahatladık. Bir kaç geldi Yeni Zellanda kalemize ama "çocuk"tular en nihayetinde, stresi kaldıramadılar, ya acemice ofsayta düştüler, ya da iki adımdan boş kaleye yuvarlayamadılar topu.

İlk yarı böyle sürerken, unutuverdik Real ile Juve'nin maçlarını... Bir ara NTV'ye zapladığımda ekranın köşesinde 2-0 skorunu görünce, devamını izlemeye istedğim kalmadı, skoru almıştı Pellegrini'nin takımı, ilk devreyi 1-0 önde kapatan Juve iç sahada banko kazanır düşüncesiyle, hiç te merak etmedim skoru, keşke merak etseydim. Ne maç olmuş, sonradan öğrendim... Ev sahibi tahmin ettiğim gibi ikinci golü de bulmuş ama Napoli manşetlere geçecek bir geri dönüş yaparak, 2-0'dan 2-3 ile kazanmış maçı...

Bizim çocuklar ilk devreyi önde kapayınca, skor değişmez, farkı da arttırırız düşüncesiyle Barcelona'nın Osasuna deplasmanındaki mücadelesine sıçradık bu defa da... İyi bir seri yakalamıştı Guardiola ligte, Şampiyonlar Ligindeki kazalara rağmen ve devam etmeliydi bu galibiyetler ama geçen seneki oyun yoktu sahada. İbrahimovich biraz çırpınıyor, gerisi göze zevk vermiyordu. "Orda maç burda maçtatan" sıkılan bizim hatun zorla açtırdı atv'deki Es-Es dizisini. Bu arada bir not da diziyle ilgili belirteyim, adı Es-Es olan ve Eskişehir'de çekimleri yapılan dizide hiç mi Eskişehirspor lafı geçmez, görüntüsü olmaz? Bir ara fragman da görür gibi oldum, iki eleman kaçıyorlar ve bir grup eskişehirspor taraftarı arasından geçiyorlar. Başka gören duyan var mıdır Es-Es tribünleriyle ilgili bir şey... Neyse, konuya geri dönelim, reklam aralarında Barca'ya göz attık lakin skor 0-0'da kilitlenmişti, milli takımı unuttuk, nasılsa kazanmışlardı, yine sonradan öğrendik son dakikalarda gol yemişler 1-1 bitirmişler maçı...

Baktık Barca'da işler zora gidiyor, dizi de sona erdi izleyelim de golü görelim dedik, şahit olduk Messi'nin müthiş pasına, Puyol'un al da at ortasına ve Keita'nın rahat golüne... Bir galibiyet daha geliyordu bizim Katalanlar adına, Madrid kazanmıştı ama olsun, biz de kazanmıştık, "ne zaman gelecekti o büyük gece, bekliyorduk sizi Nou Camp'ta" diye düşünürken, battaniyenin altında soğuk günün yorgunluğuna karşı gelememiş bünye ve dalıvermiş uykuya... Hanım uyandırdığında da televizyonda başka bir maç vardı, uykulu gözlerle seçebildiğim kadarıyla... Sabah Barca aldı zannederken, Pique'nin kendi kalesine attığı golle 2 puanın uçtuğunu öğrenmek büyük halay kırıklığı oldu doğrusu...

Neymiş efendim, tekrardan belirtelim, izlemeye başlanılan maç bitirilecekmiş...

Blog Widget by LinkWithin