Yıl 1905'te sen geldin dünyamıza
Sarınla kırmızınla renk verdin sahalara
Kalbimizdesin, gönlümüzdesin seviyoruz seni
Bak yine onbinlerce doluştuk statlara
Yağmurda çamurlarda Cim Bom Bom çığlığıyla
Kalbimizdesin gönlümüzdesin seviyoruz seni...
Ezici ve üstün bir oyunla hak ederek kazanılan bir derbi maçından sonra stadyumda rakip takım ve taraftarını "tahrik edici" bir sürü şarkı çalındı da, ben pazartesi gün boyu işte, yolda, yemekte kendi kendime mırıldandığım besteyi maç sonunda da evin salonunda bağırarak kutladım zaferi:
Yıl 1905'te sen geldin dünyamıza
Sarınla kırmızınla renk verdin sahalara
Kalbimizdesin, gönlümüzdesin seviyoruz seni...
Tabii bir de Kalinka melodisi ile "A -leks Bat-rakov, Bat-rakov, Bat-rakov..." Kızıl Ordu Korosunun klasikleri Spotify listesinde çoktan yer aldı da, bu sarışın Rus çocuğu bize kütüphaneden Tolstoy'ları, Dostoyevski'leri de çıkarttıracak gibi...
Kıtalararası Derbi adını veriyorlar bizim Galatasaray-Fenerbahçe rekabetine de "bilmem kaçıncı kez" iki takım hafta içi oynadıkları Şampiyonlar Ligi maçlarından sonra derbi için pek uygun olmayan (derbiler pazar olmalı) bir günde Sami Yen'de karşı karşıya geldiler. Galatasaray alışıktı Şampiyonlar Ligi sonrası lige dönüşlere de Fenerbahçe uzun yıllar sonra "Devler Ligine" girince, oranın ağırlığını, yorgunluğunu ve sakatlıklarını yaşamaya başladı ve derbiye de İsmail Kartal "tuhaf" bir dizilişle çıkı. Okan Buruk cephesinde ise Lille deplasmanında boy gösterenlerden tek fark "formsuz" Sara yerine "Türkiye'de derbi tecrübelisi" Lemina vardı. Kalede Uğurcan; savunmada Sallai, Sanchez, Abdülkerim, Jakobs; önlerinde Torreira ve Lemina ile hücum hattı Yunus, Batrakov, Barış ve Osimhen...
Şüphesiz ki Türkiye'de Gazze'deki soykırım konusunda en duyarlı tribün Galatasaray tribünü ve hem Avrupa maçlarında hem ligde yaptıkları pankartlarla oradaki insanlık dramını dünyaya duyurmaktalar ve derbide de yine Gazze ile ilgili pankartlar vardı ama bir kaç gün sonra Cumhuriyet Bayramını kutlayacağımız haftanın içinde olmamız vesilesiyle topçuların ısınmada giydikleri t-shirtlerin üzerindeki 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı yazısı dışında başka bir pankart ve flama yoktu maalesef stadyumda.
Oyun maç öncesinde konuşulduğu gibi başladı, Galatasaray zaten ön alanda baskıyı severdi, buna bir de rakibin Avrupa maçlarında savunmadan çıkarken top kaptırmaları ile oluşan ürkekliği ile Ake'nin olmaması eklenince tamamen oyun taktiğini bunun üzerine kurdu Okan Buruk. Fenerbahçe'de İsmail Kartal da her ne kadar maçtan evvel "lafta" kazanmak için geldik dese de çıkardığı kadro ile Galatasaray'dan çekindiğini gösterince, topçularına "Kaleyi savunun, Galatasaray'ı bozun" talimatı vermiş gibiydi. "Bozmayı" yanlış anlamış olacak ki sarı-lacivertliler daha ilk dakikalarda "bam-güm" daldılar meslektaşlarına, kavga aradılar ve Avrupa'da neredeyse iki maçta bir sarı kart gören ama Türkiye'de "iltimas" geçilen Skrinar'ın önce Batrakov'a, sonra Barış'a "sarı kartlık" müdahaleleri" yine kartsız bırakıldı. Galatasaray'ın uzun yıllardır Fenerbahçe derbilerinde başarılı olmasının sırrı rakibin tahriklerine gelmemek oluyor ve pazartesi gecesi de oyun gücünün farkında olup, top oynayarak kazanabileceklerini bilip, öyle yaptılar.
Önce 6. dakikada Batrakov'un kornerinde Davison'a çarpan top Ederson'da kalırken, 12'de diğer köşeden yine Aleksey'in köşe atışında Osimhen en yükseğe sıçrayıp, topu kafayla dışarı attı. İki dakika sonra ise tribünler ayağa kalkıyor, Jakobs'un ara pasında Barış ceza sahasına girip, çaprazdan kaleyi deneyince Ederson ayaklarıyla kurtarıyordu golü. Ve yine bu atağın iki dakika sonrasında Barış Lemina'dan aldığı topla rakip oyuncuları "birbirine çarptırıp" ceza sahası dışından kaleyi yokluyor ama top bir kez daha Brezilyalı file bekçisinde kalıyordu.
"Çiçeği burnunda" zeminin İstanbul'daki yoğun yağışlardan payına düşeni aldığını topçuların ayaklarının buz pateni pistindeymişçesine kaydığını görünce televizyon başındakiler de anlıyordu ama maç sonu basın toplantısında Okan Buruk'a sorulan sorudaki ki "top oynamaya elverişsiz" bir zemin de değildi. İlk devre istatistikler açıklandığında her parametrede "sıfır" çeken Fenerbahçe'nin Galatasaray kalesine geldiği iki atak vardı: 19'da Oğuz'un serbest vuruşu az farkla auta giderken, 25'te de Kante'nin ortasında Sanchez'in Lukaku'dan önce müdahalesi direğe çarpıp korner oluyordu.
Galatasaray'ın önde baskısının meyvesi ilk yarım saat dolarken veriliyor, rakibin gelişine uzun vurduğu hava topunu Sanchez kafayla Osimhen'e atıyor, onun Barış'la "al verinde" Nijeryalı ceza sahasına girer girmez sağ ayakla kontrol ve solla sert şutunda Ederson'un bakışları arasında top filelerde yuvarlanıyordu. Beklenen gol gelmiş, taraftar daha da maça girmiş, Fenerbahçe şaşırmış, İsmail Kartal kulübeye gömülmüşken, Galatasaray "dalga dalga" ikinci gol için geliyordu. Hatta öyle bir devre yaşanıyordu ki, "şampiyonluk adayı" Fenerbahçe sıradan bir Anadolu kulübü gibi çaresiz kaderine razı bir şekilde hiç top yapamayıp, sadece kalesini savunuyordu. O anlarda Jakobs'un ortasında Osimhen'in topukla şutu dışarı gidiyor, 37'de maçın iyilerinden Batrakov'un "akıl dolu" ara pasında Osimhen'in "pis burun"unu Ederson parmak uçlarıyla kornere çeliyordu. Burada "akıl dolu" kelimesini açarsak, maç sonu Osimhen yaptığı açıklamada Aleksey'in eski takımında maçlarını seyrettiğini ve topu forvetlere nerede buluşturduğunu çalıştığını belirtirken, genç oyununun da maç öncesi kendisine nereye koşu yapması gerektiğini söylediğini belirtiyordu. "Başka takıma gitseydi, kıskanırım" dediği Batrakov ile Osimhen iş birliğinden çok goller seyredeceğiz...
İrfan'ın Sallai'ye "rövanş" faulünde sarı kart göstermeyen Atilla Karaoğlan, dakikalar 42ye geldiğinde de Skrinar'ın kafasından kornere çıkan topta yardımcısının da etkisiyle taç atışı veriyordu. Ama o anda "ilahi adalet" devreye giriyor, Jakobs'un elle kullandığı uzun mesafeli atışta Ederson topu yumrukluyor, meşin top ceza sahası dışındaki Sanchez'in önüne düşünce Kolombiyalı sert bir vole ile kaleyi deniyor ve Osimhen Jardel misali "fırsatçı" bir kafa teması ile fileleri ikinci defa sarsarken, kameralara da "ağlama" mimikleri yapıyordu... Fark ikiye çıkmış, "aslanın dişine kan değmişti"... Rakibi ringin köşesine sıkıştırmış boksör edasıyla yumruklayıp, "nakavt" için uğraşan Galatasaray'da "zil çalmadan" Batrakov'un Barış'ın pasında şutunu bir kez daha Ederson parmaklarıyla çıkarırken boşta kalan topu ofsayt pozisyonda olan Osimhen direğe nişanlıyordu.
İkinci devreye de Galatasaray kaldığı yerden başladı, Batrakov'un Yunus'la al verinde Rus topçu ceza sahasına girdiği, kaleye yolladığı top savunmaya da çarpıp Skrinar ve Ederson'un "çaresiz" bakışları arasında kornere gidiyordu. Tarihi farkın kapısını açacak kırılma anlarından biriydi bu pozisyon maçta. İki dakika sonrasında ise Osimhen'in maç içinde sıkça yaptığı hava topunda "feyk" gösterip Skrinar'ı aldattığı bir başka pozisyonda Barış ceza sahasına girip topu arka direkte bekleyen Nijeryalı forvete ortalayınca, onun kafa vuruşu yan ağlara gidiyor ama hem tribünler hem de Osimhen gol diye seviniyordu ilginç bir şekilde, öte yandan yan hakem ise bayrak sallıyordu... Aynı dakika içinde Lukaku maçta olduğunu hatırlatıyor, ara pasta Uğurcan'la karşı karşıya kalınca milli takım kalecimiz de Brezilyalı meslektaşından geri kalmadığını gösteriyordu yaptığı kurtarışla. Fenerbahçe derbideki en tehlikeli pozisyonda golü atamazken, Galatasaray dakikalar 54'ü gösterirken Sallai'nin ortasında Jakobs'la üçüncüye yaklaşıyor ama onun kafası direkten dönüyordu.
Galatasaray "fişi çekecek" golünün peşinde olduğu dakikalarda yaptığı bir top kaybı sonrası gelişen Fenerbahçe atağında Kerem'in ortasında Oğuz'un asistinde İrfan Can "dömivole" ile Uğurcan'ın topa temasına rağmen farkı tek sayıya indiriyordu. Gol "jeneriklikti" de Abdülkerim'in o pozisyonda "tekmeye kafa uzatmaması" maçın rehavetinden olsa gerekti.
Gol Fenerbahçe'yi yüreklendirip, Galatasaray kalesine daha çok gelmeye itince, Okan Buruk da yorulan Barış'ı çıkarıp topu rakip kaleye hızla taşıyacak Leao'yu oyuna dahil ediyordu. Portekizli topçu sol kanatta "göze hoş gelen" işler de yaptı, 74 ve 86'da gole de yaklaştı da sonradan Yunus'un yerine oyuna giren Sane gibi ( o da 90'da fişi çekiyordu, plasesini Ederson çıkardı) sadece topla oyunda var olunca, savunma görevlerini eksik bıraktılar ve rakip Galatasaray kalesine daha rahat geldi. Bu iki kanat oyuncularının performansını görünce insan ister istemez yorgun Barış ile Yunus hiç çıkmasa çok daha faydalı olurlardı diyor.
Galatasaray'ın Crying One kitabını yayınevine baskıya yolladığı 2024 senesinin eylül ayında Kadıköy'de çaldığı penaltı ile Fenerbahçe'yi kendi evinde tarihi hezimetten kurtaran Atilla Karaoğlan, dün gece de "çalmadığı" penaltı ile sarı-lacivertlilerin bir kez daha yardımına koşuyordu. Lemina'nın ortasında Osimhen penaltı noktası üzerindeki Batrakov'a topu indiriyor, onun çalımında Guendouzi Rus oyuncunun ayağına basıyor ama Atilla Karaoğlan gözü önündeki faule düdük çalmıyordu. İki dakika önce Skrinar'ın Osimhen'e tekmesine ses çıkarmayan VAR'ın da kendisini uyarmasını beklemek "polyanacılık" olacaktı. İspanyol VAR hakemi Carlos Del Cerro'nun VAR potokolünü de "hiçe sayıp" 82'de auta giden topta hakemin korner vermesine sessiz kalması ise başka bir skandaldı. Maçtan sonra bütün "hakem hocalarının" penaltı dediği "basmaya" düdük çalmayan Atilla Karaoğlan dakikalar 88'i gösterirken Leao'nun Nene'ye aynı şiddete müdahalesine hem düdük çalıyor, hem de sarı kart çıkarıyordu. Üstelik pozisyona daha uzak olduğu halde.
Penaltı çalınmadı ama Galatasaray farkı arttıracak gol için yine gitti rakip kaleye, 69'da Yunus'un pasında Torreira topu auta atarken, iki dakika sonra Batrakov'un kornerinde Sanchez Osimhen'in ikinci golünde olduğu gibi yine ceza sahası dışından voleyi yapıştırdı, Torreira altı pastan zoru başarıp geçen sene yaptığını yapamadı. Peşi sıra Jakobs ve sonrasında Osimhen'in denemeleri de auta giderken, Okan Buruk, Yunus, Batrakov ve Jakobs'u kenara alıp Sane, Sara ile Eren'i sahaya sürünce takıma "taze kan" getirmeyi planlıyor ama bu topçuların "vasat altı" oyunu maç sonunda hocanın hanesine eksi olarak yazılırken, skoru korumanın da arzusuyla son dakikada Osimhen'in yerine Singo oyuna dahil ediliyordu.
Davison Sanchez'in Kadıköy'de Galatasaray'ın kazandığı derbide çizgiden röveşata ile topu çıkardığını hatırlayanlar 26 Ekim 2026'da da Lemina'nın 89'da Skrinar'ın kafasını çizgiden çıkardığını unutmayacaklardır. Underrated diye bir kavram var ya, Gabonlu orta sahaya da Galatasaray taraftarı hak ettiği değeri vermiyor, oysa Okan Buruk'un pres oyununda olmazlardan biri Lemina, özellikle de konsantre olduğu maçlarda "tadından yenmiyor". Dün gece derbide de Galatasaray'ın orta sahada Kante ve Guendouzi'ye üstünlük kurmasında Torreira ile birlikte önde gelen topçuydu Mario.
Hafta içi oynadıkları Slavia Prag maçında oyundan alındıktan sonra "yuhalanan" Kerem Aktürkoğlu, Mert Hakan Yandaş'ın "komutan yardımcılığına" terfi etmek için onun yöntemlerine de başvurması şaşırtıcı olmayacaktı. Önce maç başında elinde çay bardağı tek başına tribünleri dolaşıp, kendisine "küfürler" ettirmeye tahrikleri, sonrasında oyuna girer girmez Sallai'ye sataşıp, "ağzını kapatıp" bir şeyler demesi ve baç biterken kazanılan serbest atışta topu dikip atacağı golle "kahraman olma" çabası. Bütün bunlar nafile çaba olarak kalınca, maçın bitiş düdüğü ile "sahayı da karıştıran şahıs" olarak yine ön plana çıkıyordu. Önce Sallai'ye saldırıyor, oradan koşa koşa Galatasaray istatistik sorumlusunun boğazına yapışıyor ve sonra kalabalıklar arasında kaybolup gidiyordu, tıpkı kariyerinin olacağı gibi. Maç sonu kargaşa demişken, Brown'ın futbol dışı zamanlarda "boks" çalışan Abdülkerim'e sataşıp, sonrasında Galatasaray kaptanının altında kalması ise derbinin "trajikomik" fotoğrafı oluyordu.
Trabzon deplasmanında "kötü" bir yenilgi alan Galatasaray, bu sezon ilk derbisini rahat bir oyunla kazanırken, Barcelona yenilgisi sonrası Gençlerbirliği, Lille ve Fenerbahçe karşısında aldığı üçer puanlarla kazanma alışkanlığını tekrar elde edip, sarı lacivertlilerle farkı 6 puana çıkardı gözleri Konya ile deplasmanda oynayacağı maça çevirdi. Okan Buruk ve topçularının beşinci peşi sıra şampiyonluk yolunda bu virajdan da başarıyla çıkacaklarına inanıyoruz ve diyoruz ki:
Bak yine onbinlerce doluştuk statlara
Yağmurda çamurlarda Cim Bom Bom çığlığıyla
Kalbimizdesin gönlümüzdesin seviyoruz seni...
Stat: RAMS Park Ali Sami Yen
Tarih:26/10/2026
Hakemler: Atilla Karaoğlan, Ceyhun Sesigüzel, Süleyman Özay VAR: Carlos Del Cerro
Galatasaray: Uğurcan Çakır, Roland Sallai, Davinson Sanchez, Abdülkerim Bardakcı, Ismail Jakobs (Eren Elmalı dk. 80), Lucas Torreira, Mario Lemina, Yunus Akgün (Leroy Sane dk. 80), Aleksey Batrakov (Gabriel Sara dk. 80), Barış Alper Yılmaz (Rafael Leao dk. 64), Victor Osimhen (Wilfried Singo dk. 88)
Yedekler: Jankat Yılmaz, Lesley Ugochukwu, İlkay Gündoğan, Deniz Gül, Renato Nhaga
Teknik Direktör: Okan Buruk
Fenerbahçe: Ederson, Nelson Semedo, Milan Skriniar, Archie Brown, Levent Mercan (Kojo Oppong dk. 56), Matteo Guendouzi, N’Golo Kante (Vedat Muriqi dk. 83), Mason Greenwood (Kerem Aktürkoğlu dk. 55), İrfan Can Kahveci (Mert Hakan Yandaş dk. 78), Oğuz Aydın (Dorgeles Nene dk. 78), Romelu Lukaku
Yedekler: Mert Günok, İsmail Yüksek, Yiğit Efe Demir, Mert Müldür, Bartuğ Elmaz
Teknik Direktör: İsmail Kartal
Goller: Victor Osimhen (dk. 29 ve 44) (Galatasaray).İrfan Can Kahveci (dk.62)
Sarı kartlar: Davinson Sanchez, Okan Buruk (Teknik Direktör), Rafael Leao (Galatasaray), İrfan Can Kahveci, Milan Skriniar, N’Golo Kante, Nelson Semedo, Archie Brown (Fenerbahçe)
Maçtan sonra kartlar:
Sarı kartlar: Roland Sallai (Galatasaray) Kerem Aktürkoğlu (Fenerbahçe)
Kırmızı kartlar: Abdülkerim Bardakcı (Galatasaray), Archie Brown (Fenerbahçe)




































































